Hayatın 'Gör' Çağrısı ve Fark Edilmeyenler
Arkadaş toplantısında paylaşılan yaşanmışlıklar, insanların karşısındakinin hislerini ne zaman fark edip ne zaman görmezden geldiği sorusunu gündeme getirdi. Ayfer Tunç'un romanındaki bir cümle, hayatın 'GÖR' deme biçimini hatırlattı.
Bir arkadaş toplantısında paylaşılan yaşanmışlıklar, insanların karşısındakinin yaşadıklarını ve hissettiklerini ne zaman fark ettiği, ne zaman fark ettiği hâlde görmezden geldiği sorusu etrafında şekillendi. Farklı hayatların benzer sorularla buluştuğu bu sohbette, bir insanın suskunluğunu, kırgınlığını veya yalnızlığını görmezden gelmenin nedenleri tartışıldı. Konuşmaların ardından Ayfer Tunç'un Annemin Uyurgezer Geceleri romanındaki 'Tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi.' cümlesi akıllara geldi. Bazen bir karşılaşma, bazen yaşanan bir olay, bazen de bir başkasının anlattıkları, fark edilmeyen bir şeyi birdenbire görünür kılıyor.
Pervasiz'de yayınlanan habere göre, insanlar birinin yüzündeki kırgınlığı ya da sesindeki değişikliği fark ettiği hâlde üzerinde durmayabiliyor. Bunun nedeni bazen ne söyleyeceğini bilememek, bazen de sorulacak bir sorunun insanı beklenmedik bir hikâyenin içine çekme endişesi olabiliyor. Oysa bir soru, anlatılamayanlara açılan kapı olabilir; dinlemek ve anlamaya çalışmak, bazen yalnızca orada kalmak yeterli. Kendi telaşına sığınıp başkasının yaşadıklarını görmemeyi seçmek, görmezden gelmenin en kolay yolu olarak öne çıkıyor.
Başkasını görmek, biraz da kendisiyle karşılaşmak anlamına gelebiliyor. Birinin yalnızlığını fark etmek kendi yalnızlığını, bir başkasının kırgınlığını dinlemek zamanında söylenemeyenleri hatırlatabiliyor. Bir haksızlığa tanık olunduğunda ses çıkarmak yerine başını çevirmek, gördüğü şey karşısında bir şey yapma zorunluluğundan kaçış olarak değerlendiriliyor. Görmezden gelmek, bu sorumlulukları ertelemenin pratik bir yolu hâline gelebiliyor.
Bazı şeyleri görmemeyi öğrenerek büyümek de mümkün. Kimi evlerde üzüntüler konuşulmuyor, sorunların üzeri örtülüyor ve kimse kimseye ne hissettiğini sormuyor. Büyüyünce de birinin suskunluğunu önemsememek, kırgınlığını geçici saymak ve her şey yolundaymış gibi davranmak sürebiliyor. Oysa herkes derdini aynı şekilde anlatmıyor; konuşan da var, susan da. Bir insanın anlatmaması, yaşadığı bir şey olmadığı anlamına gelmiyor.
Birini görmek, onun bütün sorunlarını çözmek ya da bütün yüklerini üstlenmek anlamına gelmiyor. Herkese yetişmek ve her şeye gücü yetmek mümkün değil; ancak sınırları korumakla bir başkasının yaşadıklarını yok saymak aynı şey değil. Bazen birini yargılamadan dinlemek, bazen bir haksızlık karşısında sessiz kalmamak, bazen de kendi hatasıyla yüzleşmek önem taşıyor. Herkes zaman zaman görülmek ve anlaşılmak istiyor; mesele her şeyi görmek değil, görülen şeyden hemen uzaklaşmamak. Biraz dikkat, biraz merak ve durup yeniden bakmak, bir insanı anlamak için büyük sözlere gerek olmadığını gösteriyor. Hayat önümüze aynı soruyu farklı insanlarla ve olaylarla çıkarıyor; asıl soru, 'Gör!' denildiğinde gerçekten bakacak cesareti bulup bulamayacağımız.
TürkAta Haber Ajansı