Necati OduncuYerel Kültür ve Gelenekler
Kenar Mahallenin İmecesi: Bereketi Bölüşmenin Kadim Usulü
Apartmanların gölgesinde kaybolmaya yüz tutan imece, kenar mahallelerde hâlâ yaşıyor. Komşuluğun, dayanışmanın ve bereketin bölüşüldüğü bu kadim geleneği hatırlarken, şehir hayatında yeniden yeşerebileceğini anlatıyorum.
Şehrin göbeğinde, kulelerin gölgesinde yaşarken kenar mahallelerin sakin ritmi başka türlü işler. Bir apartmanın dar merdivenlerinde komşusunun kapısına çorba tenceresi bırakan insanlar azaldı; ama şehrin çeperine doğru yürüdükçe o eski sıcaklığın hâlâ bir yerlerde nefes aldığını görürsünüz. İşte o nefesin adı imecedir. Köyde tarlanın biçilmesi, mahallede evin sıvası, düğünde yemeğin pişirilmesi derken imece, Anadolu'nun bereketini bölüşme usulüdür. Bugün kenar mahallede bir duvarın örülmesinde, bir bahçenin çapalanmasında, bir çocuğun sünnet düğününün hazırlığında hâlâ aynı ruhu bulursunuz. Emek toplanır, yorgunluk bölüşülür, sohbet koyulaşır; ortaya çıkan işten önce insanlar arasındaki bağ güçlenir.
Bu yazıda, imecenin şehirdeki yeni hâllerine bakacağız; betonun arasında yeşeren bu dayanışmanın izini süreceğiz. Çünkü imece yalnızca kırsalın değil, insanın bir arada yaşama becerisinin ta kendisidir.
İmece Nedir, Ne Değildir?
İmece denince akla ilk gelen köydeki tarla işleridir; ama bu gelenek yalnızca tarımla sınırlı değildir. Bir evin damı akarken komşuların koşması, gelinlik kızın çeyizinin dikilmesi, bayram öncesi evlerin badana edilmesi hep imecenin farklı yüzleridir. Temelinde para değil, emek alışverişi vardır; bugün benim işime koşan yarın senin işine koşar. Bu döngü, insanlar arasında görünmez bir sözleşme kurar; o sözleşmenin adı güvendir.
Şehir hayatında ise imece bambaşka bir kılığa bürünür. Apartmanın asansörü bozulduğunda merdivenleri birlikte çıkmak, site bahçesini birlikte sulamak, bir ailenin taşınma gününde kolileri birlikte taşımak da bir tür imecedir. Kenar mahallede ise bu dayanışma daha görünürdür; çünkü orada herkes birbirinin ihtiyacını bilir. Kimin ocağında yemek yok, kimin çocuğunun okul masrafı var, kimin evinin boyası dökülmüş; bunlar mahallenin ortak bilgisidir. İmece, bu bilgiyi harekete geçiren görünmez eldir.
Kenar Mahallede İmecenin Yeni Hâlleri
Kentler büyüdükçe, kenar mahalleler adeta köyün şehirdeki devamı gibi kuruldu. İlk gelenler, memleketten getirdikleri alışkanlıkları yeni yerleşimlere taşıdı; böylece imece, apartmanın önünde küçük bir bahçede, arsada kurulan geçici bir düğün çadırında, hatta çocukların okul servisinde nöbetleşe bekleme sırasında yeniden hayat buldu. Bir komşunun bahçesinde yetişen fasulye, birkaç kap öteye dağıtılır; bir evin yaptığı börek, sokak boyunca tadılır. Bu, yalnızca yiyeceğin değil, muhabbetin de bölüşülmesidir.
Günümüzde imecenin en canlı örneklerinden biri, apartmanlarda oluşan dayanışma ağlarıdır. Bir ailenin büyüğü hastalandığında yemekler pişirilir, hastaneye ulaşım ayarlanır; bir öğrenci sınava hazırlanırken sessizlik sağlanır. Kimi zaman bir duvarın boyanması, kimi zaman bir merdivenin tamiri, kimi zaman da sadece kapının önüne bırakılan bir notla başlar iş. Bu küçük adımlar, imecenin şehirdeki yeni dilidir; para değil, zaman ve emek paylaşılır.
Bereketi Bölüşmek: Sofralarda ve Bahçelerde
Kenar mahallelerde imecenin en tatlı hâli, sofralarda görülür. Bir evin kazanı kaynarken, o kazanın kokusu komşulara taşar; davet beklemeden, kapı çalınır, bir tabak uzatılır. Bu, Anadolu'nun bereket anlayışının özüdür: Bereket, paylaşıldıkça çoğalır. Bahçesi olan, ürününü bölüşür; olmayan, emeğini verir. Bir ağacın altında toplanan komşular, yaz akşamlarında hem sohbet eder hem de ertesi günün işini planlar.
Bu paylaşım, yalnızca yiyecekle sınırlı değildir. Bir ailenin düğününde yemekler mahallenin kadınları tarafından pişirilir, salonlar komşuların evlerinde hazırlanır, gelin arabası süslenirken herkes bir köşeden tutar. Düğün biter, ama o gün kurulan bağlar yıllarca sürer. İmece, insanın en mutlu ve en zor gününde yanında birilerinin olduğunu bilme rahatlığıdır.
Şehirde İmeceyi Yeniden Hatırlamak
Modern şehir hayatı, bireyselliği dayatır; herkes kendi dairesine çekilir, kendi derdine düşer. Oysa insan, yalnızca kendi çabasıyla var olmaz; bir komşunun güler yüzü, bir kap sıcak çorba, bir ihtiyaç anında uzanan el, hayatı kolaylaştırır. İmece, bu gerçeğin en eski ve en yalın ifadesidir. Belki de şehirde yeniden imeceyi hatırlamak, bir apartmanın asansöründe karşılaştığımız komşumuza selam vermekle başlar; sonra bir ihtiyaç anında kapısını çalmakla devam eder.
Büyük şehirlerde imece, kimi zaman bir sosyal medya grubunda ihtiyaç sahipleri için düzenlenen yardım kampanyasına, kimi zaman bir mahalle derneğinin düzenlediği iftar sofrasına dönüşür. Önemli olan, işin özünü korumaktır: Karşılıksız vermek, emeği bölüşmek, sevinci ve tasayı ortaklaştırmak. Bu duygu, hangi çağda olursa olsun insanın içinde yeşermeye hazırdır.
Sonuç: Betonun Arasında Yeşeren Umut
Kenar mahalleler, şehirlerin en yoğun göç alan bölgeleri olarak imecenin son kaleleri gibidir. Burada insanlar, birbirini tanımanın verdiği güvenle hareket eder; ihtiyaç anında kapılar ardına kadar açılır. Beton yığınlarının arasında, bir bahçe duvarının örülmesinde, bir düğünün hazırlığında, bir hastanın başucunda imece hâlâ yaşar. Belki de şehirlerin ruhunu kurtaracak olan, bu kadim geleneğin yeni biçimlerde yeniden hayat bulmasıdır.
İmece, yalnızca iş gücünün değil, gönlün de ortaklaşmasıdır. Bir gün, apartmanımızın kapısını çalıp komşumuza bir tabak yemek uzattığımızda, aslında o eski geleneği yaşatıyor oluruz. Unutmayalım: Bereket, bölüşüldükçe çoğalır; dayanışma, yaşatıldıkça güçlenir. Şehir ne kadar büyürse büyüsün, insanın sıcaklığı her zaman bir kapı aralığında buluşmayı bekler.
Görsel: Kevin Payravi / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0






