İçeriğe geç
  • Dolar 49,4204
  • Euro 55,4110
  • Sterlin 65,5953
  • Bitcoin 3.964.310 ▼ %2,48
T Tayfun BelenMuhtarlık ve Katılım

Mahallenin Çınarı: Yaşlıların Gölgesinde Büyüyen Katılım Kültürü

Mahallelerin en deneyimli sakinleri, karar mekanizmalarının dışında kaldığında yalnızca onların bilgeliği değil, katılımın en doğal örneği de kayboluyor. Yaşlılarla birlikte düşünmek, mahalleyi birlikte yönetmenin ilk adımı.

Mahallelerimizde sabahın erken saatinde elinde bastonuyla yürüyüşe çıkan, akşamüzeri bakkalın önündeki sandalyede çayını yudumlarken sokaktan geçen herkesi selamlayan bir büyüğümüz mutlaka vardır. Onların varlığı, mahalleye yalnızca bir güven duygusu katmaz; aynı zamanda o sokağın, o sokağın çocuklarının ve o sokağın sorunlarının canlı bir hafızasıdır. Ancak son yıllarda bu bilgelik hazinesinin, yerel kararların alındığı masalarda yeterince yer bulamadığını görüyoruz. Oysa katılım denilen şey, yalnızca gençlerin ve aktif çalışan kesimin meselesi değildir; mahallenin çınarları, o mahallenin geleceğine dair en köklü sözü söyleyebilecek kişilerdir.

Kentlerimiz hızla değişirken, kaldırımlar yenilenirken, parklar yapılırken, binalar yükselirken çoğu zaman en temel soru sorulmadan geçiliyor: Bu mahallede kırk yılını geçirmiş insanlara danışıldı mı? Oysa onlar, hangi kaldırımın karşıdan karşıya geçişte en çok zorluk çıkardığını, hangi çınar ağacının altında yaz günlerinde gölgenin en serin olduğunu, hangi köşedeki çeşmenin suyunun kaç yıldır aktığını en iyi bilen kişilerdir. Bu bilgi, hiçbir haritada yazmaz, hiçbir raporda yer almaz; ama mahallenin ruhunu oluşturan en değerli veridir.

Deneyimin Masadaki Yeri

Yerel yönetimlerin düzenlediği mahalle toplantılarına, kent konseylerine veya muhtarlık buluşmalarına baktığımızda katılımcı profili çoğunlukla birbirine benzer: genellikle orta yaşın altında, şehir hayatına daha hâkim, teknolojiyi kullanan, çoğunlukla çalışan kesim. Bu durum elbette kıymetli bir katılım örneğidir; ancak eksik bir resimdir. Toplantı salonlarındaki o sandalyelerde, mahallenin en yaşlı sakinlerinin de oturması gerekir. Onların belki internetle arası yoktur ama sokağın nabzını tutmak için internete ihtiyaç duymazlar; pencere önündeki gözlemleri, bakkal sohbetlerindeki kulak misafirlikleri, yılların biriktirdiği sağduyuları onları mahallenin en donanımlı gözlemcileri yapar.

Bir mahallenin yaşlılarını dinlemek, o mahallenin geçmişte karşılaştığı sorunları ve bu sorunlara bulduğu çözümleri de dinlemektir. Belki bugün çözülemez sanılan bir trafik sorunu, otuz yıl önce benzer bir sokağın nasıl sakinleştirildiğini bilen bir büyüğümüzün hatırlatmasıyla çok daha kolay çözülebilir. Ya da bugün yapılması planlanan bir parkın yerinin, çocukluğunu o arsada toprakla oynayarak geçirmiş bir ninenin anlatacağı anılarla çok daha doğru belirlenebileceğini kim inkâr edebilir? Bu yüzden katılım süreçlerinin tasarımında, yaşlılarımızın kapısını çalacak, onları toplantı salonuna taşıyacak, sözlerini sabırla dinleyecek bir mekanizmanın kurulması elzemdir.

Dijital Çağda Geleneksel Bilgelik

Günümüzde belediyelerin ve muhtarlıkların çoğu, vatandaş katılımını artırmak için dijital platformlara yatırım yapıyor. Anket uygulamaları, mobil başvuru sistemleri, sosyal medya hesapları üzerinden gelen talepler elbette önemli. Ancak bu dijital köprüler, ne yazık ki mahallenin en yaşlı sakinlerinin çoğu için geçit vermiyor. Ellerinde akıllı telefon olmayan, olanı da yalnızca arama yapmak için kullanan, oğlundan torunundan yardım almadan bir uygulamaya giriş yapamayan binlerce büyüğümüz, bu sistemin dışında kalıyor. Sonuç olarak katılım denilen şey, dijital araçları kullanabilenlerin ayrıcalığı hâline geliyor; bu da mahallenin en deneyimli sakinlerinin sözünün, daha baştan duyulmadan kaybolması anlamına geliyor.

Oysa çözüm göründüğü kadar zor değil. Bir muhtarın, mahallesindeki yaşlı vatandaşları ayda bir kez evinde ziyaret etmesi, derdini dinlemesi, onların sokağa dair gözlemlerini not alması; bir belediyenin, kent konseyine mahallenin ileri gelenlerini de dâhil edecek kotalar koyması; hatta mahalle kahvesinde bir günün yaşlılara ayrılması gibi basit ama etkili uygulamalar bu sorunu büyük ölçüde çözebilir. Önemli olan, onların sadece dinlenmek için değil, sözlerinin karar alma sürecine gerçekten yansıyacağına inanmalarını sağlamaktır. Çünkü bir kez fikirleri sorulduktan sonra hiçbir şey yapılmadığını görürlerse, bir daha o toplantıya gelmek istemezler; oysa gerçek katılım, emek verilen fikrin hayata geçtiğini görebilmektir.

Kuşaklar Arası Köprü ve Ortak Akıl

Mahallelerimizde yaşayan yaşlılarımız, yalnızca geçmişin tanıkları değil; aynı zamanda geleceğin kurucularıdır. Onların deneyimleri, genç nesillerin hayal gücüyle birleştiğinde ortaya çıkan sinerji, hiçbir teknolojik yeniliğin sağlayamayacağı bir toplumsal enerji kaynağıdır. Düşünün ki bir mahalle parkının tasarımında, çocukların oyun alanı hayalleri ile o mahallede büyümüş bir büyüğün, o alanın hangi mevsimde sel olduğuna dair hatırası birleşsin. İşte o zaman ortaya çıkan park, hem çocukların hayallerini hem de mahallenin hafızasını taşıyan, kökleri toprağa sağlam basan bir yapı olur. Bu, kuşaklar arası diyaloğun ve ortak aklın en güzel örneğidir.

Bu köprüyü kurmak, yalnızca belediyelerin ve muhtarların işi değildir; tüm mahalle sakinlerinin ortak sorumluluğudur. Bir genç, apartmanındaki yaşlı komşusunun katılım toplantısına gelmesine yardımcı olabilir, onun kullanamadığı dijital platformdaki başvuruyu onun adına yapabilir. Bir esnaf, dükkânının önünü yaşlıların buluşma noktası hâline getirip onların sohbetlerine kulak vererek mahallenin nabzını tutabilir. Bu tür küçük ama anlamlı adımlar, katılım kültürünü yalnızca toplantı salonlarından çıkarıp gündelik hayatın içine taşır; böylece katılım, zoraki bir prosedür olmaktan çıkıp doğal bir yaşam biçimi hâline gelir.

Sözün ve Bilgeliğin Değeri

Mahallelerimizin çınarları, üzerinde yaşadıkları toprağın tapusundan çok daha fazlasına sahiptirler; o toprağın hafızasına, kültürüne, acısına ve sevincine sahiptirler. Onların konuşmasına izin vermek, yalnızca bir nezaket değil; akıllıca bir yönetim biçimidir. Çünkü bir kararın en doğru biçimde alınabilmesi için o kararın geçmişte nasıl sonuçlandığını bilmek gerekir. Bu bilgiye sahip olanlar ise ne yazık ki toplantı salonlarının en arka sıralarında değil, evlerinin penceresi önünde, kahvenin köşesinde, mahallenin gölgesinde oturmaktadır. Onları oradan alıp karar masasına davet etmek, katılımın en samimi ve en köklü hâlidir.

Kaldırım taşlarının yeniden döşendiği, binaların yükseldiği, sokakların yeniden adlandırıldığı bu hızlı çağda; mahallenin nabzını en iyi tutan o yaşlı elleri unutmamak gerekir. Bir mahalleyi gerçekten yaşanabilir kılan şey, yalnızca betonun sağlamlığı ya da asfaltın düzgünlüğü değildir; o mahallede yaşayan insanların birbirine duyduğu güven ve saygıdır. Bu güvenin ve saygının en önemli temsilcileri olan yaşlılarımızın fikirlerine değer vermek, onların katılımını sağlamak, aslında mahallenin geleceğine yapılan en kalıcı yatırımdır. Unutmayalım ki bugün onların deneyiminden faydalanmayı bilen bir mahalle, yarın kendi geleceğini de en sağlam temeller üzerine inşa etmiş olacaktır. Çünkü bir toplum, yaşlılarına ne kadar kulak veriyorsa, geleceğine de o kadar sağlam bakar.

Paylaş

Yazarın diğer yazılarıTümü ›

Diğer yazarlar

Sıradaki haber yükleniyor…